Zina sebebiyle boşanma davasında ispat yükü davacı eş üzerindedir. Davacı, zina fiilini ispat ederse davası kabul edilir. Davalının (zina ettiği iddia edilen eş), davada sessiz kalması davacıyı ispat yükünden kurtarmaz.

İspat yükü, iddia ettiği olgudan kendi lehine çıkar sağlayan kimse üzerine düşmektedir. Yani ileri sürdüğü olaydan kendisine yarar sağlamak isteyen kimse iddiasını ispatlamak zorundadır.

Zina fiili taraflar arasında azami gizlilik ile gerçekleştiğinden ispat edilmesi çok kolay değildir. Tarafların suçüstü yakalanmaları her zaman mümkün olamayacağından zinaya işaret eden kuvvetli emarelerin, olguların, olayların ve karinelerin bulunması halinde mahkeme boşanmaya karar verebiliyor. Bu nedenle zinada yaklaşık ispatın yeterli olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Yine de alelade bir söylem zinanın ispatı için yeterli olmayacaktır. Mahkemeye sunulan deliller hayat tecrübelerine göre zinanın gerçekleşmiş olduğunu kuvvetli biçimde muhtemel göstermelidir.

Zina Sebebiyle Boşanma Davasının Başlıca İspat Araçları

Hamile Kalmak ve Hamilelik Testi

Eşi kısır olan ya da erkeklik organı bulunmayan, eşi uzun zamandır yurt dışında bulunan ya da gaip olan kadının hamile kalması zina fiilinin önemli bir ispatıdır. Davalı kadın, zina yapmadığına ilişkin savunmasında hamilelik testi veya bakirelik raporunu delil olarak ileri sürebilir.

Zührevi Hastalığa Yakalanmak

Zührevi hastalıklar, enfeksiyona yol açan mikropların vücuda girmesi ile ortaya çıkan ve cinsel temas ile bulaşan hastalıklardır. Eşlerden birinin frengi, bel soğukluğu, yumuşak şankr (şankroid) gibi üçüncü bir kimse ile yaşadığı cinsel ilişki sonucu ortaya çıkabilecek hastalıklara yakalanması zina fiilinin ispat araçlarındandır.

Fotoğraflar

Fotoğraflar zina fiilinin ispatında önemli bir rol oynar. Ancak sadece fotoğraflar her zaman ispat için yeterli olmayacaktır. Çoğu zaman mahkemede zina fiilinin gerçekleştiğine dair kanaat oluşturacak şekilde başkaca delillerle desteklenmesi gerekir. Örneğin; evlilik devam ederken eşlerden birinin tanıdığı bir kimseyi sevgilisi olarak tanıttığı kişilerin tanıklığının yanı sıra bu kişiyle birlikte çekilen fotoğraflarda olursa ispat daha da kolaylaşacaktır. Uygulamada fotoğraflar cinsel ilişkiyi muhakkak gösterir nitelikteyse mahkeme fotoğraflarla zinanın varlığını kabul etmektedir.

İletişim Araçları

Telefon kayıtları, mesajlaşmalar, bilgisayar verileri, mektuplaşmalar, ses kayıtları gibi iletişim araçlarına ilişkin veri ve bilgiler zinanın varlığını ispat etme araçlarındandır.

Tanık Beyanları

Zina sebebiyle boşanma davasında eşler dışında, dava konusu olaylar hakkında bilgi sahibi olan herkes tanıklık yapabilir. Hakim, tanık beyanlarını özgürce değerlendirmek konusunda serbesttir. Nitekim tanık beyanının boşanma kararı verilmesine yetecek yoğunluğa ve inandırıcılığa sahip olması gerekir. Tanık beyanları eğer ki görgüye dayanmıyorsa zina sebebiyle boşanmaya karar verilemez. Zina sebebiyle boşanma davalarında çoğunlukla tanık beyanlarının başkaca delillerle desteklenmesi sonucunda boşanmaya karar verilmektedir.

Ceza Mahkemesi Hükmü ve Soruşturma Evrakı

Ceza mahkemesinin kesinleşmiş hükmünde boşanma sebebi oluşturan eylemin sabit olduğunun tespiti boşanma kararı verilmesi için tek başına yeterli bir ispat aracıdır. Davalı açısından ise ceza mahkemesi kesinleşmiş hükmünde zinanın gerçekleşmediği yönünde bir tespit mevcut ise davanın reddini sağlayacaktır. Cumhuriyet savcılığı tarafından hazırlanan bir soruşturma evrakı kapsamında yer alan bilgilerden zinanın ispatında yararlanılması mümkündür.

Söz konusu ispat araçlarının zina sebebiyle boşanma davasında zina fiilinin gerçekleştiğini ispatlamak üzere kullanılabilmeleri için hukuka uygun olarak elde edilmiş olmaları gerekmektedir. Mahkemeler hukuka aykırı olarak elde edilen delilleri karar verirken dikkate almayacaklardır. Boşanma davalarında sıkça özel hayatın gizliliği ile hak arama özgürlüğü arasında çatışma çıkar. Bu nedenle somut olayda hakkaniyete dayalı çözümlemeler yapılması gerekir. Dürüstlük kuralı temel alınarak somut olayda ispat edilmesi amaçlanan menfaat ile başkaca bir ispat yolu olup olmadığı arasında bir denge kurulması gerekmektedir.

Elektronik ortamdaki fotoğraf, film, görüntü, ses kaydı gibi veriler ancak başkaca delillerle desteklenmesi halinde hükme esas teşkil edebilir. Burada dikkat edilmesi gereken delillerin aldatma ya da hile gibi yollarla ele geçirilmemesi gerekir.

Zina Sebebiyle Boşanma Davasında İspat Aracı Sayılmayanlar

İkrar ve yemin delillerinin zina sebebiyle boşanma davasında ispat aracı olarak kullanılması mümkün değildir.

İkrar

Türk Medeni Kanunu’na göre boşanma davalarında tarafların ikrarda bulunması mahkemeyi hiçbir şekilde bağlamaz. Fakat yine de zina sebebiyle boşanma davasında ikrar, başkaca delillerle desteklendiğinde zina fiilinin gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında kanaat oluşmasını sağlayarak takdiri bir delil olarak değerlendirilebilir.

Yemin

Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği olaylar hakkında yemin teklif edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle boşanma davalarında yemin teklif edilemez.

“Davacı münhasıran “zina” (TMK. md. 161) sebebine dayanarak boşanmalarına karar verilmesini istemiştir. Davacı tanığı olarak dinlenen tarafların müşterek çocuğu 1990 doğumlu Adil, “2007 yılının Haziran ayında Gönen’e annesinin yanına gittiğinde, annesinin bir erkek arkadaşı olduğunu söylediğini ve bu şahsa ait fotoğrafı gösterdiğini, aynı yılın Temmuz ayında da anneannesinin, davalıyı kastederek “erkek arkadaşından hamile kalmış olabilir” dediğini ifade etmiş, davalının annesi Pakize ise torunu Adil’e böyle bir beyanının olmadığını söylemiştir. Tanık Adil’in beyan ettiği Temmuz 2007 tarihinde davalının yapılan hamilelik testinde hamile olmadığı tespit edilmiştir. Bu deliller karşısında davalının zina eylemi sabit kabul edilemez. Zina eylemi kanıtlanamamıştır. Öyleyse davanın reddi gerekirken, yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.” (Yargıtay 2. HD. T. 05.12.2011, E. 2010/20768, K. 2011/20826)

Davalı ile davacının boşandığı eşinin birlikte yurt dışına gittikleri, bir apartman dairesinin balkonunda birlikte çekilmiş fotoğraflarının bulunduğu, aile mahkemesi hâkimince bu durumun eşin bir başka bayanla birlikte yaşaması olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. Şu durumda davalının, davacının eşi ile evli olduğunu bilerek ilişkiye girdiği, eşinin davacıya karşı sadakat yükümlülüğü bulunduğu, davalının da eşin eylemine bilerek iştirak ederek davacının zarar görmesine neden oldukları anlaşıldığına göre davacı yararına uygun tutarda bir manevi tazminat ödetilmesi yerine istemin tümden reddi doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir.” (Yargıtay 4. HD. T. 09.12.2014, E. 2014/9209, K. 2014/16818)

Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere; davacı birleşen dosya davalısı kadının, evlilik devam ederken, önceden tanıdığı … isimli kişiyi sevgilisi olarak bir kısım tanıklara tanıttığı, kendisine ait iş yerine birlikte gelip, birlikte çıktıkları, kadının kocanın terk eyleminin sonra kendisine ait ayrı bir ev açtığı, bu kişiyle birlikte evin balkonunda gece saatlerinde alkol aldığı, birlikte alışveriş yaptıkları, … hava limanında bu kişi tarafından karşılandığı fotoğraflarla ve dinlenen bir kısım tanık anlatımlarıyla bu vakıaların gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı-davalı kadının zinasının ispatlandığının kabulü gerekir.” (Yargıtay 2. HD. T. 14.11.2017, E. 2016/12448, K. 12668)

Davacı kadının zina (TMK m.161) hukuksal sebebine dayalı boşanma talebinin reddine karar verilmiş ise de; toplanan delillerden, davacı kadının dayandığı ve davalı erkek tarafından inkar edilmeyen, erkeğin başka kadınla birlikte, banyoda yarı çıplak vaziyette çekildiği ve samimi durumda oldukları anlaşılan fotoğrafının bulunduğu ve tanık beyanından erkeğin başka kadının yanında yaklaşık 10 gün süreyle kaldığı anlaşılmaktadır. Bölge adliye mahkemesince davalı erkeğin güven sarsıcı davranışlarda bulunduğunun sabit olduğu kabul edilmiş ise de; erkeğin başka kadınla uygunsuz fotoğrafının olması ve başka kadınla birlikte yaşaması, cinsel ilişkinin güçlü karineyle yaşandığına ve dolayısıyla zinanın varlığına delalet eder. Bu durumda erkeğin zinası ispatlanmış olup Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesi koşulları oluşmuştur.” ( Yargıtay 2. HD. T. 11.12.2019, E. 2019/4012, K. 2019/12142 )

Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle; davalı erkeğin dava açılmadan önce başka bir kadınla birlikte birden fazla kez farklı otellerde tatil yaptıkları ve o kadınla birlikte aynı odada birlikte çekilmiş müstehcen fotoğraflarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu hale göre Türk Medeni Kanunu’nun 161’nci maddesinde yer alan boşanma sebebi gerçekleşmiştir.” (Yargıtay 2. HD. T.15.10.2018, E. 2016/24076, K. 2018/10959 )

“…Dosyaya sunulan fotoğraflar, davalı tarafından karşı konulmayan bilgisayar çıktıları ve tanık beyanlarıyla, davalının asistanı olarak çalışan „. ile karı-koca gibi birlikte yaşadığı gerçekleşmiştir. Esasen mahkemece de davalının sadakatsizliği sabit görülmekle, bir başka kadınla yaşadığı örtülü olarak kabul edilmiştir. Bu durumda davalının zinası ispatlanmıştır.” (Yargıtay 2. HD. T. 27.03.2013, E. 22511, K. 8420) “Yapılan yargılama ve toplanan delillerle, tanık beyanları, dosyaya sunulan telefon kayıtlarından davacı-davalı erkeğin bir başka kadınla birlikte yaşadığı gerçekleşmiştir. Bu durumda davalı-davacı erkeğin zinası ispatlanmıştır…”(Yargıtay 2. HD. T. 07.04.2015, E. 2014/18386, K. 2015/6854)

“Davalı-davacı tarafından açılan birleştirilen boşanma davası, münhasıran zina (TMK.m.161) sebebine dayanmaktadır. Bu husustaki tanık beyanları, tarafların ortak çocuğu Zeynep’ten duyduklarına ve başkalarının aktardıklarına dayanmakta olup sabit kabul edilemez. Davacı-davalının zinasını kabule yeterli delil bulunmamaktadır. O halde koca tarafından açılan boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.”(Yargıtay 2. HD. T. 20.09.2010, E. 2009/13782, K. 2010/14935) ‟Davacı kadın tarafından özel boşanma sebeplerinden zina hukuki sebebine dayanılarak (TMK m. 161) boşanma isteminde bulunulmuş, mahkemece davacı kadının zinaya dayalı boşanma davasının reddine karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, özellikle davacı tanıkları… ve …’un beyanları ve dosyaya sunulan doğum belgesi birlikte değerlendirildiğinde davalı erkeğin bir başka kadınla birlikte yaşadığı ve bu kadından bir çocuğunun olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı erkeğin zinası ispatlanmıştır. O halde davacı kadının zinaya dayalı (TMK m. 161) boşanma davasının kabul edilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.”(Yargıtay 2. HD. T. 16.11.2016, E. 2015/21125, K. 2016/14826)

“Davacı-davalı kadın dava dilekçesinde, öncelikle Türk Medeni Kanununun 161. maddesine göre zina sebebiyle, aksi halde evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine (TMK. 166/1. md.) dayanarak boşanma isteğinde bulunmuştur. Yapılan soruşturma, toplanan deliller ve özellikle Cumhuriyet Savcılığınca düzenlenen 2006/9789 sayılı soruşturma evrakında yer alan ifadelerden davalı-karşı davacı kocanın başka kadınla zina ilişkisi içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında zina sebebiyle boşanmalarına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.” (Yargıtay 2. HD. T. 01.04.2008, E. 2007/11799, K. 2008/4481)

Her ne kadar Yargıtay’ın boşanma davalarında delillerin kullanılmasına ilişkin yeknesak kararları olmasa dahi bir kararında davacının eşi tarafından aldatıldığını eşinin günlüğünden öğrenmesi gerekçesiyle mahkemeye sunulan günlüğü delil olarak kabul etmiştir. Bunu eşler arasında gizli bir mekan olamayacağı ve buradan elde edilen fotoğraf,günlük gibi delillerin hukuka aykırı delil olarak kabul edilemeyeceği ile gerekçelendirmiştir. Ancak bu gibi deliller, eşten veya üçüncü kişiden cebir, tehdit vb. yollar kullanılarak ele geçirilmiş ise boşanma davasında ispat aracı olarak kullanılamayacaktır. “…Somut olayda, tarafların birlikte yaşadığı evde evi terk ettikten sonra kilitli olmayan yerden elde edilip mahkemeye sunulan zor ve tehdit ile ele geçirildiği savunulmayan ve davalı tarafından tutulduğu tartışmasız olan bir yaprağında davacının kardeşi A.’ın resmi bulunan be içinde “aşkım neredesin, neden gelmedin, sensiz bir saat sene gibi iken koskoca bir gece uzun ve karanlık, bir tanem seni özledim, ne olur gel… (AŞKIM) şu anda aklımdan geçenleri ve yüreğimin sesini bir bilebilsen seni ne kadar sevdiğimi o zaman, …sensiz olamayacağımı anlayacaksın bir tanem… sen yanımda olmayınca kendimi savunmasız ve çaresiz hissediyorum… ne olurdu gitmese idin, biliyorum bana ceza verdin, S. linle görüşmene izin vermediğinden, ama paylaşamam seni asla… sana hiçbir zaman isteyerek ihanet etmedim… seni özledim… ölmek istiyorum… aldatmak çok ağır geliyor… ” ( 30/1/2000 saat 03.10 ) “Bana doğum günü hediyen çok acı oldu… sensizim ve acı doluyum… aşkım ne olur ara beni alkolün esiri oldum… seni beklediğin halde aramıyorsun… artık resminle konuşuyorum… ( 03/02/2000 saat:02.20 ) “seni seviyorum sır küpü çocuk” Yazıları bulunan defterin yukarıda anılan görüşler doğrultusunda delil olup olmadığının değerlendirilmesine gelince; Öncelikli olarak hayatın gizliliğinin korunması esas olmalıdır. Ancak somut olayın özelliği bu genel görüşten ayrılmayı gerektiren istisnalar içermektedir. Kullanılan deliller çalınmış, tehdit ya da zorla elde edilmiş ise burada hukuka aykırılık vardır. Hukuka aykırı yollardan elde edilmemiş deliller ise yasak bir delil olarak değerlendirilemez. Boşanma davası zaten kişilerin özel yaşamını ilgilendiren bir davadır. Koca eşi ile birlikte yaşadıkları mekanda ele geçirdiği eşine ait fotoğrafları, not defterini veya mektupları mahkemeye delil olarak verirse, bu deliller hukuka aykırı yollardan elde edilmediğinden mahkemede delil olarak değerlendirilir. Aynı evde yaşayan kadın, kocanın bu delilleri ele geçirilebileceğini bilebilecek durumdadır. Kocanın yatak odasındaki bir dolabın içinde yada yatağın altında kadın tarafından saklanan bir not defterini ele geçirmesi, bu mekanın eşlerin müşterek yaşamlarını sürdürdüklerini bir yer olduğundan kadın gizli mekan kabul edilemez. Hiç kimse evindeki bir mekanda bulduğu bir delili hukuka aykırı yollardan ele geçirmiş sayılamaz. Diğer taraftan özel hayatın gizli alanları, özel hayatın gizli alanını ilgilendiren delillerle ispat edilebilir. Nasıl ki, kadın başka bir erkekle müşterek hanedeki yatak odasında sevişirken koca tarafından kapı kırılarak içeri girilmesinde hukuka aykırılıktan söz edilemezse, ortak yaşanan evde bulunduran not defterinin elde edilmesi de hukuka aykırı olarak değerlendirilemez. Eşlerin evliliğin devamı süresince birbirlerine sadık kalmaları yasal bir zorunluluktur. Kadının bu konulardaki özel yaşamı, evlilik ile bir araya geldiği hayat arkadaşı kocayı da en az kadın kadar ilgilendirmektedir. Bu nedenle de davalıya ait hatıra defterinin delil olarak değerlendirilmesinde kuşkuya düşmemek gerekir.” (Yargıtay HGK. T. 25.09.2002, E. 2-617, K. 648)

Yargıtay bir kararında kocanın eşine hediye ettiği telefona casus program yükleyerek elde ettiklerini delil olarak kabul ettiği gibi; bir başka kararında ise eşinin telefonuna casus program yükleyerek elde edilen delilleri hukuka aykırı olarak kabul etmiştir. İşte bu noktada somut olaya göre değerlendirme yapılmasının önemi ve hakimin takdir yetkisi ortaya çıkmaktadır. ‟… davacı-karşı davalı erkeğin eşinin telefonuna casus program yükleyerek ele geçirdiği ses kayıtları hukuka aykırı delil niteliğinde olup kusur belirlemesinde dikkate alınamaz ise de; tanık beyanları, telefon kayıtları ve fotoğraflar ile toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde zina eyleminin ispatlanmış olduğunun anlaşılmasına göre…” (Yargıtay 2. HD. T. 01.06.2017, E. 2015/26918, K. 2017/6688)

Yargıtay eşlerden birinin, diğer eşin sadakat yükümlülüğünü yerine getirmediğinden duyduğu şüphe üzerine eşinden habersizce eve yerleştirdiği kayıt cihazları ile elde ettiği delilleri eşlerin bireysel yaşamlarının değil, aile yaşamlarının dokunulmazlığı ve gizliliğinin önemli olduğundan bahisle hukuka uygun delil olarak değerlendirmiştir. Ancak böyle bir durumda yaygın olan uygulama gizlice kayıt cihazı yerleştirilerek elde edilen delillerin boşanma davasına esas teşkil etmemesidir. Yine eşlerin birbirlerinin haberi olarak evlerine yerleştirecekleri kayıt cihazları ya da müşterek konut girişi, iş yeri gibi yerlerdeki kayıt cihazları aracılığıyla elde edilecek delilleri de hukuka uygun kabul etmektedir.

“Olayda; davacı-davalı koca tarafından mahkemeye delil olarak sunulan, ses kayıtlarına ilişkin CD.’nin, davalının ihlal edilmek suretiyle hukuka aykırı yolla elde edildiği, bu nedenle delil olarak kullanılamayacağı ileri sürülmüş; mahkemece de; kabul edilerek, gerekçesiyle davacı-davalı kocanın açtığı boşanma davasının reddine karar verilmiştir. Sunulan delil, eşlerin birlikte yaşadıkları konutta, davalının bilgisi dışında koca tarafından hazırlanan bir sistemle elde edilmiştir. Yapılan bilirkişi incelemesi sonucu, (CD)’deki ses kayıtlarının, orijinal olduğu, üzerinde ekleme, çıkarma, kesinti ve kopyalama bulunmadığı tespit edilmiştir. Davalı-davacı, kayıt altına alınan konuşmaların kendisine ait olmadığına ilişkin bir iddia ileri sürmemekte, bu delilin özel hayatının gizliliği ihlal edilerek elde edildiğini belirterek karşı çıkmaktadır. Bir delilin elde edilişi, kişilerin Anayasa ile tanınmış hakların ihlali suretiyle gerçekleşmiş ise, onun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin kabulü gerekeceğinde duraksama bulunmamaktadır. Delilin elde edilişinde hukuka uygunluk nedenleri varsa, o zaman kanuna aykırılık ortadan kalkar. Kuşkusuz Anayasaya göre; herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. (Anayasa m. 20/1) Ancak, evlilik birliğinde eşlerin, evliliğin devamı süresince birbirlerine sadık kalmaları da yasal bir zorunluluktur. (TMK. m. 185/3) Eşlerden birinin, bu alana ilişkin özel yaşamı, evlilikle bir araya geldiği ve birlikte yaşadığı hayat arkadaşı olan diğer eşi de en az kendisinin ki kadar yakından ilgilendirir. O nedenle, evlilikte, evlilik birliğine ilişkin yasal yükümlülükler alanı, eşlerin her birinin özel yaşam alanı olmayıp, aile yaşamı alanıdır. Bu alanla ilgili de eşlerin tek tek özel yaşamlarının değil bütün olarak aile yaşamının gizliliği ve dokunulmazlığı önem ve öncelik taşır. Bu bakımdan evliliğin yasal yükümlülükler alanı, diğer eş için dokunulmaz değildir. Bu nedenle, eşinin sadakatinden kuşkulanan davacı-davalının, birlikte yaşadıkları her ikisinin de ortak mekânı olan konutta, eşinin bilgisi dışında ses kayıt cihazı yerleştirerek, eşinin aleni olmayan konuşmalarını kaydetmesinde bu suretle sadakat yükümlülüğü ile bağdaşmayan davranışlarını tespit etmesinde özel hayatın gizliliğinin ihlalinden söz edilemez ve hukuka aykırılık bulunduğu kabul olunamaz. Aksine, aile birliğine ilişkin ortak yaşanılan mekâna davalının, meşru olmayan bir amaç için arkadaşlarını kabul etmesinde, aile hayatının gizliliğini ihlal söz konusudur. Bu bakımdan sözü edilen delilin elde edilişinde hukuka aykırılık bulunduğundan söz edilemez. O halde yapılan soruşturma ve toplanan delillerle; davalı-davacının; meşru olmayan bir amaç için karşı cins de dâhil olmak üzere arkadaşlarını müşterek konuta aldığı ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerçekleşmiştir. Bu halde, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen olaylar karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu koşullar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davacı-davalı koca tarafından açılan boşanma davasının da kabulüne karar verilmesi gerekirken isteğin reddi doğru bulunmamıştır.‟‟ (Yargıtay 2. HD. T. 20.10.2008, E. 2007/17220, K. 2008/13614)

“Medeni Kanunun 184/3. maddesinde yer alan “tarafların her türlü ikrarının hâkimi bağlamayacağına” ilişkin kuralın temel amacı eşlerin kanunun öngördüğü kurallara (MK m. 166/3) uymaksızın anlaşma ile boşanmalarının önlenmesidir. Tarafların boşanma sebebi olarak ileri sürülen maddi olayların varlığını kabul etmeleri bu kuralın kapsamı dışındadır. Taraflarca maddi olayların varlığının kabulü halinde başkaca kanıt aramaya gerek bulunmamaktadır. Ancak maddi olayların boşanmayı gerektirip gerektirmeyeceği konusunu yine hâkim takdir edip değerlendirecektir. Somut olayın incelenmesine gelince; taraflar boşanma konusunda anlaşmış değillerdir. Davalı koca başka kadınlarla ilişki kurarak sadakatsiz davrandığını kabul etmiş, ama defalarca özür dilediğini, pişman olduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı kocanın maddi olayların varlığına ilişkin kabulü sırf boşanmayı sağlamak amacına yönelik olmayıp, maddi olayların varlığı konusunda başkaca kanıt aramaya gerek olmadığı gözetilerek boşanmaya karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.” (Yargıtay 2. HD. T. 10.09.2012, E. 3936, K. 20545)

Share on twitter
Twitter
Share on whatsapp
WhatsApp
Share on linkedin
LinkedIn
Share on facebook
Facebook

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar

Av. Dilan Köremezli

Size Yardımcı Olabiliriz

Hukuki sorununuzu çözüme kavuşturmak için sabit ücretli tekliflerimizi inceleyin!

Ücretsiz Boşanma Analizi

Kolay ve hızlı bilgiye ulaşmak için Boşanma Analizi'ni deneyin!